Yusuf Suresi Özet

Mekke döneminin sonlarında nâzil olmuş olup 111 âyettir. Adını, sûrenin nerdeyse esas konusu olan Yusuf (a.s.)’ın kıssasından alır. Aslında Hz. Yusuf (a.s.)’ın kıssası bir çerçeve olup, bu vesile ile çok sayıda dini prensip zihinlere yerleştirilir. Bu sûrenin Hz. Peygamber dünyadaki en büyük iki desteğini, yani hanımı Hz. Hatice (r.a) ile amcası Ebû Talib’i kaybedip büyük bir üzüntü içine girdiği bir dönemde gelmesi, ona tam bir teselli olmuştur.

Diğer peygamber kıssaları, siyak münasebetiyle, değişik üsluplarla, farklı sûrelerde ele alındıkları halde, Yusuf kıssası yalnız bu sûrede, ama Kur’ân’ın en tafsilatlı kıssası olarak zikredilmiştir. Kıssa, bizi dünyada elimizden tutarak âhiret ebedîliğine götürdükten sonra hatimesinde tekrar dünyaya döndürür, tevhid ve tebliğde metod dersi vererek sona erer.

Bismillâhirrahmânirrahîm.
1 – Elif, Lâm, Râ. Bunlar, hakkı açıklayan, Haktan geldiği âşikâr olan kitabın âyetleridir.
2 – Düşünüp mânasını anlamanız için Biz, onu Arapça bir Kur’ân olarak indirdik.
Arapça olmasından maksat, Kur’ân’ın nâzil olduğu çevrenin dili olarak, arap toplumunun bahanelerini ortadan kaldırmaktı. Elbette ilahî mesaj insanların konuştukları dillerden biri ile gelme durumunda idi. Evrensel de olsa her hareketin mutlaka ilk çekirdeğinin bir yerde oluşturulması gerekir. Bu âyet, Kur’ân adının ancak Arapça olan aslî şekline denilip, onun tercümelerinin Kur’ân olmasına imkân ve ihtimal bulunmadığına kesin bir delildir.
3 – Biz, bu Kur’ân’ı sana vahyetmekle, geçmiş ümmetlerin birtakım haberlerini en güzel şekilde beyan ediyoruz. Şu bir gerçek ki daha önce senin bundan hiç haberin yoktu.
4 – Bir zaman Yusuf babasına, “Babacığım!” dedi. “Ben rüyamda on bir yıldızın, güneş ve ayın bana secde ettiklerini gördüm.”
5 – “Evladım! dedi babası, sakın bu rüyanı kardeşlerine anlatma.
Sonra seni kıskandıklarından sana tuzak kurarlar.
Çünkü şeytan, insanın besbelli düşmanıdır. {KM, Tekvin 37,39 vd. bölümler}
6 – Rabbin seni öylece seçecek, sana rüya tabirini öğretecek,
ve daha önce büyük babaların İbrâhim ile İshak’a olan nimetini tamamına erdirdiği gibi, sana ve Yâkub ailesine de nimetini kemale erdirecektir. Çünkü Rabbin her şeyi hakkıyla bilir, tam hüküm ve hikmet sahibidir.
Bu tabir, rüya tabirinden başka sezgi, basiret ve konuların gerçek mahiyetini kavramayı da içine almaktadır.
7 – Gerçekten, Yusuf ile kardeşlerinin kıssalarında, sorup ilgilenenlerin alacakları nice ibretler vardır.
Mevcut Tevrat’a göre Yusuf’un rüyayı anlatması üzerine babası Yâkub (a.s.) kızıp onu azarlamıştır. (Tekvin, 37,10)
8-9 – Hani onlar “Yusuf ile öz kardeşi, babamıza daha sevimli geliyor.
Oysa biz daha güçlü bir grubuz.
Pek belli ki babamız bu işte yanılıyor.
Yusuf’u öldürün yahut onu uzak bir yere atın ki babanızın sevgi ve teveccühü yalnız size kalsın.
Ondan sonra da tövbe ederek salih kimseler olursunuz,
babanızla münasebetleriniz düzelir, işiniz yoluna girer.
Onun ana baba bir kardeşi Bünyamin’i kasdediyorlardı. Bünyamin’in dünyaya gelirken annesi ölmüş olduğundan, babaları onlara daha fazla şefkat duyardı. Diğerleri ise Yusuf’un baba cihetinden kardeşleri idi.
10 – İçlerinden biri: “Yusuf’u öldürmeyin de bir kuyu dibine bırakın.
Yolcu kafilelerinden biri onu yitik olarak alıp götürsün. Eğer yapacaksanız böyle yapın!” dedi. {KM, Tekvin 37,22-26}
11-12 – Onlar buna karar verdikten sonra bir gün babalarına varıp:
“Sevgili Babamız! dediler, sen neden güvenip de Yusuf’u bize emanet etmiyorsun.
Oysa biz onu çok seviyoruz. Ona samimiyetle bağlıyız.”
“Yarın onu bizimle gönder, gezsin oynasın, biz ona çok iyi sahip çıkarız.”
13 – Babaları: “Onu götürmeniz beni meraklandırır.
Korkarım ki siz farkında olmadan, kurdun biri gelip onu yiyebilir” dedi.
14 – Onlar! “Vallahi! dediler, “Biz böylesine güçlü bir grup iken onu kurt kapar da yerse, yazıklar olsun bize! Biz ne güne duruyoruz.”
15 – Derken kardeşleri onu alıp götürünce
ve onu kuyunun dibine bırakma konusunda görüş birliğine varınca,
Biz de Yusuf’a şöyle vahyettik: “Zamanı gelecek, onların hiç hatırlarına gelmediği ve seni hiç tanımadıkları bir sırada, kendilerine yaptıkları bu işi hatırlatacaksın.”
16-17 – Yatsı vakti, ağlayarak babalarının yanına dönüp dediler ki:
“Sevgili babamız, biz yarışmak üzere bulunduğumuz yerden ayrılırken Yusuf’u da eşyalarımızın yanında bıraktık.
Bir de döndük ki onu kurt yemiş!
Şimdi biz doğru da söylesek sen bize inanmayacaksın!”
18 – Onlar Yusuf’un gömleğine sahte kan bulaştırarak getirmişlerdi.
Babaları Yâkub: “Hayır! dedi, nefisleriniz sizi aldatmış, bu işe sevketmiş.”
Artık bana düşen, ümitvar olarak güzelce sabretmektir.
Ne diyeyim, sizin bu anlattıklarınız karşısında, Allah’tan başka yardım edebilecek hiç kimse olamaz!” {KM, Tekvin 37,31-33}
Sabrun Cemil: Feryatsız, şikâyetsiz, soğukkanlı ve mütevekkil bir şekilde belayı karşılamak demektir. Mevcut Tevrat metni, Hz. Yâkub (a.s.) ın tepkisini ve yas tutmasını, bir Peygamber teslimiyetine yaraşmayacak tarzda tasvir eder.
19 – (Gelelim Yusuf’a) Öteden bir kafile gelmiş, sucularını kuyuya göndermişlerdi.
Saka vardı, kovasını sarkıttı.
“A müjde! müjde! işte bir civan!” dedi.
Sucu ile yanındakiler, onu ticaret malı olarak satmak niyetiyle, kafilede olanlara onu bildirmeyip gizlediler.
Ama Allah Teâla, onların ne yapacaklarını pek iyi biliyordu!
20 – Nihayet Mısır’a varınca, onu düşük bir fiyata, bir kaç paraya sattılar.
Zaten ona pek kıymet biçmiyorlardı. {KM, 37.28}
21 – Mısır’da Yusuf’u satın alan vezir hanımına:
“Ona güzel bak!” dedi,
“Belki bize faydası dokunur, yahut onu evlat ediniriz!”
Böylece Yusuf’un o ülkede yerini sağlamlaştırdık, ona imkân verdik
ve bu cümleden olarak, ona rüyaların yorumunu öğrettik.
Allah Teâla iradesini yerine getirmekte her zaman mutlak galiptir, fakat insanların çoğu bunu bilmezler. {KM, Tekvin 10,6; Keza 39. bölüm}
Tevrat ve Talmud’a göre onu satınalan Kraliyet muhafız alay komutanı idi. Hanımının adı Talmud’a göre Zeliha idi. İleride Hz. Yusuf ile evlenmesi şeklindeki bilginin, ne Kur’ân’da, ne İsrail rivayetlerinde esası yoktur ve bir Peygamberin ahlâksızlık eden biri ile evlenmesi düşünülemez.
Yusuf’un aileden gelen eğitim ve dindarlığı olmakla birlikte ilahî hikmet, medeniyetin en ileri olduğu bir ülkede, en seçkin bir ailenin evladı olarak, ona iyi bir öğrenim imkânı verdi.
22 – O kemâl çağına geldiğinde kendisine hüküm ve ilim verdik. İşte güzel iş yapanlara biz böyle karşılık veririz.
Kemâl çağı diye çevirdiğimiz “Bedenin gelişmesinin kemâle erdiği ve artık stabl döneme girdiği 30 – 40 yaşlarıdır.
“Hikmet” yani “uygulanan ilim” yahut “insanlar arasında hükmetme yetkisi”, “ilim” ise burada nübüvvet demektir.
23 – Derken, bulunduğu evin hanımı, Yusuf’u kendisine bağlamak, onun nefsinden murad almak istedi
ve kapıları kapatarak “Haydi yaklaş bana!” dedi.
O: “Allah’a sığınırım!” dedi. “Doğrusu, senin kocan olan benim efendim, bana çok iyi davranıyor.
Hıyanet ederek zalim olanlar iflah olmazlar.” {KM, Tekvin 39,7-20; 37,36; 39,1}
24 – Doğrusu, hanım ona sahip olmayı iyice aklına koymuş ve buna yeltenmişti de.
Eğer Rabbinin bürhanını görmeseydi o da kadına meyledecekti.
İşte böylece Biz fenalığı ve fuhşu ondan uzaklaştırmak için bürhanımızı gösterdik. Çünkü o, Bizim tam ihlasa erdirilmiş kullarımızdandı.
25 – Neyse, ikisi de kapıya doğru koştular. Kadın, Yusuf’un gömleğini arkadan yırttı.
Kapının yanında, birden, hanımın efendisi ile karşılaştılar!
Kadın hemen “Senin ailene kötü maksatla yaklaşanın cezası, zindana atılmaktan
veya gayet acı bir azaptan başka ne olabilir?” dedi.
Yusuf sûresindeki emarelerden anlaşılıyor ki o devirde Mısır’daki medeni hayat, cinsel özgürlük, Yirminci asır Batı tipi toplumlarında görülen duruma benziyordu. Yusuf (a.s.) böyle bir toplumda çalışacaktı. Allah Teâla onu daha ilk safhada, çok soylu, güzel, zengin, mevki sahibi ve kendisine aşık olmuş bir kadınla denedi. Bütün bu cazibeler, onu kadına celbetmeyince artık diğer kadınların ondan tamamen ümitlerini kesmeleri sağlandı.
26-27 – Yusuf ise: “O beni arzu ederek bana yaklaştı” dedi. Hanımın akrabalarından biri de şöyle şahitlik etti: “Eğer gömleği önden yırtılmışsa, kadın doğru söylemiş, delikanlı ise yalancılardandır.
Yok, eğer gömleği arkadan yırtılmışsa o yalan söylemiştir, delikanlı doğru söylemektedir.”
28-29 – Gömleğinin arkadan yırtıldığını görünce de o hanıma hitaben:
“Anlaşıldı!” dedi. “Bu, siz kadınların fendinizden! Gerçekten sizin fendiniz pek müthiştir!
Yusuf! Sakın bunu kimseye söyleme!
Hanımefendi! Sen de günahından dolayı af dile, çünkü sen günaha girenlerden oldun”
Tekvin, 39. bölüme göre Yusuf (a.s.) elbisesini Zeliha’nın yanında bırakıp çıplak vaziyette kaçmıştır. Keza Talmud’a göre vezir, mahkemede dâva açmıştır. Gerçeğe uymayan bu bilgiler Kur’ân’da yer almaz. Böyle bir çok ayrıntıya Kur’ân’ın yer vermeyişi şu gerçeği ortaya koyması yönünden önemlidir: Kur’ân daha önceki dinî metinler üzerinde bir hakem ve düzeltici durumdadır. Hâşâ Kur’ân bunları nakletseydi, oradaki bilgilere elbette yer verirdi. Şu halde birçok oryantalistin Kur’ân’ın Tevrat’tan naklettiği şeklindeki iddiaları, tamamen batıldır.
30 – Şehirde bir takım kadınlar: “Duydunuz mu” dediler:
“Vezirin hanımı uşağına gönlünü kaptırmış, ondan kâm almak istemiş!
Sevda ateşi bağrını yakmış. Kadın besbelli çıldırmış! Doğrusu biz bu hali ona yakıştıramıyoruz!”
31 – Hanım o kadınların kendisi aleyhindeki bu dedikodularını işitince onları konağına dâvet etmek üzere dâvetçi gönderdi.
Onlar için dayalı döşeli bir sofra hazırlattı. Sofrada, ikram edilen meyveleri soyup kesmek gayesiyle, her misafir için bir de bıçak koydurmuştu.
Onlar meyvelerini soyup kesmekle meşgul oldukları sırada, beriden de Yusufa:
“Onların içine çık!” dedi. Kadınlar onu görünce hayran kaldılar,
onun güzelliğine dalıp gittiklerinden, farkında olmadan kendi ellerini kestiler
ve: “Hâşâ! Allah için, bu bir insan olamaz, bu pek kıymetli bir melek! Başka bir şey olamaz!” dediler.
32 – Vezirin hanımı: “İşte, beni kınamanıza sebep olan genç!
Yemin ederim ki ben ondan kâm almak istedim, ama o iffetli davrandı.
Yine yemin ederim ki kendisine emredeceğim işi yapmaması halinde o mutlaka zindana atılacak, zelil ve perişan olacaktır!”
33 – “Ya Rabbî! dedi, “Zindan, bu kadınların beni dâvet ettikleri o işten daha iyidir.
Eğer sen onların fendini benden uzaklaştırmazsan, onlara meyledip cahilce davrananlardan olabilirim.”
34 – Rabbi onun duasını kabul buyurdu ve onu kadınların fendinden korudu.
Çünkü O, dua edenlerin dualarını işitir, durumlarına uygun olan şeyleri bilir.
35 – Sonra, vezir ve arkadaşları bunca kesin deliller görmelerine rağmen,
dedikoduları kesmek gayesiyle, bir müddet için onu hapse atmayı uygun buldular.

Yazar : admin | Tarih : 17/08/2008
Katagori: Kuran-ı Kerim

Yorum Ekle

Yorum yazabilmek için oturum açmalısın.

Son Yazılar